Evet evet bu iki filmi hemen hemen izlemek istiyorum ama ikisinide sinemada izlemek istiyorum tabii ama bide sinemada hüngür şangır ağlamakdanda korkuyorum !
Hem ben ağlasam koluna yaslanacağım gözyaşlarımın omzuna akacağı kimse yok kiiiiiiii:(
Sinema koltuklarına mı düşecek göz yaşlarım evimde ağlarım daha iyi hıhhh !!
Bana birşey sevebilme hakkı vermediler Bende İncir reçelini sevdim :)
Bugün izlemiş olup beğendiğimiz filmlerden biri daha ...Görsellik özellikle söylemeliyim ki çok güzel...
Konu ise seri katil tarafından öldürülen fakat cesedi bulunamayan bir kızın anlattıkları...ama öyle kan revanlı çok maceralı bişi değil. Daha çok ölen tarafın durumunu ve kalan ailenin hayatına devam etmeye çalışmasını anlatıyor.Bazen gülüyorsunuzda her zamanki bildiğimiz bir film konusunu değişik bi dilde anlatmışlar...
Doğuda yaşamış ve neler olup bittiğini görmüş biri olarak film sağlam geldi... Ama doğuda yaşanan gerçek hayattan haberi olmayanların filmden pekde bişi anlamayıacağını üzülenlerin sadece askerlerin öldüğü için üzüleceğini, eleştirenlerin ise hiç bişi bilmediği için eleştireceğini düşünüyorum...
Neyse yinede izleyin belki bişiler görürsünüz azda olsa o ortamı yaşamış olursunuz.
Ama çocukları askerde olanlar yada askere gideceklere tavsiye etmem....
Esas oğlan Tom, herkesin kendinden başka bir şey düşünmediği günümüz modern dünyasında bile, kaderin en baştan ağlarını ördüğü o sonsuz aşka inanıyor. Esas kız Summer ise inanmıyor. Hem de hiç. Ama bu gerçek Tom'un tüm gücünü ve cesaretini işin içine katarak Summer'ın peşinden koşmasına engel değil. Tom sadece bu tatlı, espritüel ve akıllı kıza değil, aynı zamanda kalbini ve hatta dünyayı durdurabilecek güçte bir aşkın var olduğu fikrine de aşık oluveriyor. Fitilin ateşlendiği o birinci gün: sıkıcı bir tebrik kartı yazarına dönüşmüş, lafta mimar Tom ve çalıştığı işyerinin patronunun hayat dolu, güzel mi güzel yeni sekreteri Summer tanışırlar. Kız Tom için fazla iyi gibi görünse de, zaman içinde çok fazla ortak yönleri olduğunu fark eder. Her şeyden önce ikisi de Smiths'e ve sürrealist ressam Magritte'e hayrandır.
İstanbul’a resmi tayini çıkan Musa, müezzin olarak Galata’da küçük bir camiye yerleşir. Caminin müezzin lojmanı olarak kullandığı daireye yerleşen Musa, karşı dairede yaşayan Clara ile karşılaştığında hayatında neler değişebileceğinden habersizdir. İstanbul’un aristokrat ailelerinden birine mensup olan ve şimdilerde sahaflık yapan Yakup Demir, yıllar önce birlikte yaşadığı Anita’ dan doğan kızını aramaktadır. Rahibe adayı Clara, müezzin Musa ve Sahaf Yakup Demir’in hayatları Galata’da kesişir. Üç farklı hayat, üç farklı insanlık durumu kesiştiğinde ortaya sıcak, kimi zaman neşeli, kimi zaman da hüzünlü bir öykü çıkar. Müezzin Musa’nın gün geçtikçe Clara’ya aşık olması ve fakat ifade edememesi bir başka hüzünlü hikayenin başlamasına neden olur. Musa bir yandan Clara ile yakınlaşmaya çalışırken diğer yandan da sahaf Yakup Demir’in dünyasına girmektedir. Bu süreç Musa’yı bambaşka dünyalara yakınlaştırırken, hayata bakışında da değişik kapılar açmaktadır. Musa artık İstanbul’a geldiği günden farklı bir kimlik olarak karşımızdadır. Yakup Demir’in yaşam öyküsünde ortaya çıkan büyük bir sürpriz bütün kahramanlarımızın hayatlarını alt üst eder. Bu yeni durumda Musa’nın bir karar vermesi gerekmektedir. Musa’nın kararı çok kolay olmayacaktır. Üç Mesele; üç farklı insanın hayatını gerçek bir dille anlatırken, sıradışı bir aşkın insani sıcaklığını taşıyor.